Ortaçağ Avrupasında Bir Yangın: Gülün Adı 
  1. Ana Sayfa
  2. Kültür & Sanat

Ortaçağ Avrupasında Bir Yangın: Gülün Adı 

0

Gülün Adı, 1986 yılında Jean-Jacques Annaud’ın yönetmenliğinde Umberto Eco’nun aynı adlı romanından birebir sinemaya uyarlanmıştır. Bu film her ne kadar temelinde bir polisiye filmi gibi gözükse de sadece polisiye olarak kalmamış; ortaçağ avrupasını, o dönem manastırlarını ve tarikatların tahribini eleştirmiştir. Ayrıca tarikatlar arasındaki fikir ayrılıklarına dikkat çeken muhteşem bir tarihi başyapıt olmuştur. Eser Umberto Eco’nun gösterge bilim uzmanı olmasının etkilerini yoğun bir biçimde göstermektedir.

Kimdir Bu Karakterler?

Filmi incelemeye almadan önce karakterlerin genel kişisel özelliklerini inceleyelim. Filmin ana karakteri Fransisken Baskerville’lı William’dır. Üstat William, üstün gözlem yetenekleri olan, olaylar arasındaki bağlantıları çok hızlı kavrayan, sınıfsal üstünlüklerden rahatsızlık duyan, bilgiye önem veren (özellikle manastıra geldiğinde eşyalarını odasına yerleştirirken bavulunun içinden kum saati, usturlap gibi eşyalar çıkardığını görüyoruz), düşünmeye ve gelişime açık (tezhipçi Adelmo’nun eserlerine de hakim olmasından da açıkça bu fikrimizi doğruluyoruz), akılcı (diğer rahiplerin konuşmalarındaki olağanüstücülüğün farkında olması bunu kanıtlamaktadır) kişiliğe sahip Fransisken tarikatına mensup bir delegedir.

İkinci karakterimiz ana karakterimizin yanında eğitimde olan çömez Adso’dur. Adso, Melk Baronu’n en küçük oğludur. Üstat William gibi o da Fransisken tarikatına mensuptur. Adso yaratılışça kibar, meraklı, ürkek ve duygusal karmaşalar içinde olan zeki bir çömezdir.

Ayrıntıları Anlamak

Filmin başlangıcında at üzerinde iki yolcu görünmektedir. Üzerlerindeki kıyafetin kapşonu kapalıdır ve uzun yoldan geldikleri anlaşılmaktadır. Bu iki yolcu manastırda pek sevgi ile karşılanmazlar çünkü sahnede de yansıtıldığı gibi uzaktan gelmişlerdir ve gizemli görünmektedirler.Aynı zamanda Benedikten tarikatının manastırlarının zenginliğine bakış açısını tamamen eleştiren Fransisken tarikatına mensupturlar. Yine aynı şekilde filmin başlangıç sahnesinde de görüldüğü üzere manastır ihtişamlı, oldukça izoledir ve dağın zirvesine inşaa edilmiştir. Dağın zirvesine inşa edilmiş bu manastırdan köylüler ve rahiplerin arasındaki üstünlük farkını simgelemek üzere, yemek artıkları kapıdan aşağıya doğru fakir köylülere bırakılmaktadır. Tam da bu noktada filme hakim olan kahverenginin tonları manastırın kasvetli havasına dikkat çekmek ister. Anlatıcı olan Adso da bu görüşü destekleyerek manastır kapısından ilk girişindeki hissini “kalbimi sıkıştıran o huzursuzluk duygusu” olarak tanımlamaktadır.

Bu filmde, Üstat William aklı ve bilgiyi simgelemektedir. Manastırda gerçekleşen bir cinayeti açığa kavuşturmak için imparator tarafından görevlendirilir. Söz konusu cinayetleri araştıran William’ın tek ilgilendiği konu bu değildir aslında; Manastırın tarihin en büyük Hristiyan kütüphanesine sahip olduğunu bilir fakat gözlemleri sonucunda raflardaki kitap sayısının az olduğunun farkına varır. Tesadüftür ki cinayetlerin bu kitaplarla bir bağlantısı ortaya çıkacaktır.

William rahiplere kütüphane hakkında soru sorduğunda herkesin bu konuyu konuşmaktan kaçındığını da fark eder. Araştırmalarına devam eden William, manastırda cinayet sayısının arttığını görür. Cinayete kurban giden alimlerin tarikat tarafından hoş karşılanmayan özellikleri olduğunu fark eder; kimisi eşcinselliğe ilgi duymaktadır, kimisi dini minyatürleri hayvanlarla sentezleyip mizah unsuru haline getirmiştir. Her ayin esnasında bu konularda vaaz verilmesi de gözden kaçmamalıdır. Manastırda bir de kör Başrahip vardır. Bu Başrahip dogmatikliği ve bağnazlığı temsil etmektedir. Cinayetleri vahiy kitabındaki 7 borazan ile bağdaştırmıştır. Bunların birer cinayet değil gökten gelen uyarılar olduğunu söyleyerek alimleri korkutmaya, inanca yöneltmeye çalışmaktadır.

Manastırda zaten çoktan mantık ve inancın ayrılığı gerçekleşmiştir. Dini kaynaklar istenildiği gibi yorumlanmaktadır. Kadınlar sırf cinsiyetleri nedeniyle, erkekler ise feminen özellikler gösterdiklerinde birer şeytan olarak tanımlanmıştır. Fakir köylülerden zorla alınan vergilerle cennetten toprak satın almanın mümkün olduğu inancı zihinlere yerleştirilmiştir.

Çömez Adso ise filmde tecrübesizliği temsil eder. Tecrübesiz Adso, Başrahibin telkinlerine inanmaya başladığı sırada Üstat William ona hakikatleri göstererek yanılgının eşiğinden kurtarır. Ele ele veren bu iki yabancı, araştırmalarının yavaş yavaş sonucuna varmaya başlar. Üstat William, dogmatik düşünceye karşı bilimin ışığından faydalanır. Katilin Başrahip olduğu gerçeğini ortaya çıkarır. Bununla birlikte cinayet sebepleri ile kitapların gizlenmesinin aynı nedene dayandığını da çözer: mantığın inancı köreltmesi.

Filmin son sahnesinde ise manastırda büyük bir yangın çıkar. Bu sebeple köylüler ile manastırın güç sahipleri aynı seviyeye çıkar. Yangın esnasında engizisyon temsilcisi, köylülerden yardım ister fakat köylülerin gözü açılır; boş vaatlere kulak asmazlar. Köylüler, engizisyon temsilcisinin de içinde olduğu at arabasını uçurumdan aşağı yuvarlar. Bu durum da artık insanların gözlerinin açıldığını ve dogmatik fikirlerin yıkılışını temsil eder. Öyle ki tüm bu anlatılanlar ışığında film bize çok büyük bir öğüt verir: aydınlanma için bazen büyük bir yangın gerekir.

İlginizi Çekebilir

Yazar Hakkında

Kimya bölümü öğrencisi, tam zamanlı film izleyicisi

Yorum Yap